Diyarbakır karpuzu dünyaca ünlü ender tarım ürünlerimizden
birisidir. Dicle nehri kenarında çakıllı,kumlu arazilerde yöreye özgü
yöntemlerle yetiştirilen bu karpuz çeşidinin Diyarbakır’ın
ekonomik,sosyal ve folklar yaşantısında değerli bir yeri bulunmaktadır.
Diyarbakır karpuzunu meşhur eden en önemli özellikleri irilik
ve lezzet halkı için önemli bir sosyal ve ekonomik değeri vardır.
DİYARBAKIR KARPUZU
GİRİŞ :
Ülkemizde hemen hemen her şehrimizin sembolü olmuş kendine özgü
bir tarım ürünü vardır. Örneğin şeftali dediğimizde Bursa,incir
dediğimizde Aydın,pamuk dediğimizde Anana, fındık dediğimizde
Giresun,çay dediğimizde Rize illerimiz akıla geldiği gibi karpuz
dediğimizde de herkesin aklına Diyarbakır ilimiz gelir. Yapılan
araştırmalar göstermektedir ki saydığımız bu ürünler yıllardan beri bu
illerin sosyal ve ekonomik yapılarında önemli roller oynamaktadırlar ve
bundan dolayıdır ki haklı olarak bu illerin sembolü olmuşlardır.
DİYARBAKIR KARPUZU SÜRME ÇEŞİDİ
Diyarbakır ili toplam sebze alanı 25.273 ha. dır. Bu alanda üretilen
toplam sebze miktarı 514.000 ton’ dur. Bu toplam sebze üretim miktarının
içinde karpuz üretiminin payı ise 276.000 ton’ dur. (Anonim 1). Bu
karpuz üretiminin büyük bir çoğunluğunu da Diyarbakır karpuzu
oluşturmaktadır.
Her ürünümüz olduğu gibi Diyarbakır karpuzunun da kendine has
özellikleri vardır. İlk göze çarpan özelliği iriliğidir. İkinci özelliği
ise lezzetli oluşudur. Ancak günümüzde bu lezzetini yitirmiştir.
Diyarbakır karpuzunun önceden var olan bu lezzetini yörede halen
söylenmekte olan şu maniden de anlamak mümkündür.
Diyarbakır karpuzu “ karpuz kuyusu” adı verilen yerlerde
yetiştirilmektedir. Bu kuyular Nisan – Mayıs aylarında Dicle nehrinin
çekilmesinden sonra kalan nehir yatağında açılmaktadır. Yaptığımız
inceleme gezilerinde gördük ki üreticilerin nehirin çekilmesiyle kalan
araziyi paylaşmaları da oturmuş bir düzen dahilinde olmaktadır. Nehir
çekildikten sonra nehir kenarında arazisi olan her üretici arazisi
doğrultusunda ki nehir yatağına sahip olmaktadır.
Büyük karpuz yetiştirmek için açılan her kuyu,boyu 2m.
genişliği 60 cm. olacak şekilde hazırlanmaktadır. Kuyuların derinliği
ise taban suyuna ulaşılacak derinliğe bağlı olarak değişmektedir ve
genellikle taban suyuna 40 – 60 cm. ulaşılmaktadır. Diyarbakır
karpuzunun iriliğini bu kuyuların hazırlanmasında kullanılan ahır
gübresi; (ki bu gübrenin özellikle çift tırnaklı hayvanlardan koyun ya
da keçi gübresi olması tercih edilmektedir.) lezzetini ise güvercin
gübresi vermektedir. Bu amaç için kullanılan yarasa gübresinin de iyi
sonuç verdiği bilinmektedir. Buradan da anlaşılmaktadır ki organik
gübrelemenin Diyarbakır karpuzu yetiştiriciliğinde önemi büyüktür. Bunun
da sebebi; Dicle nehrinin kış aylarında taşıdığı su miktarı artınca
karpuz yetiştiriciliği yapılan yerlere kadar nehir genişlemekte
çekilirken de alıp götürmektedir. Yapılan bu gübreleme sonucunda bir
tanesi 60 – 70 kg. olan karpuzlar yetiştirilebilmektedir. (Anonim
2.Tekin,) 35 – 40 yıl kadar önce 50 kg’lık karpuz gördüğünü yazılarında
bizzat belirtmektedir. Hatta Enver Paşa’nın iki karpuzu bir deveye
yüklemek suretiyle padişaha hediye gönderdiği halen söylenmektedir.
(Tekin,1987)
Fakat daha sonra bölgeye giren hibrit karpuz çeşitleriyle
Diyarbakır karpuzu rekabet edememiştir. Bunda ticari zihniyetlenme de
rol oynamıştır. Yeterince ilgilenilmediği için Diyarbakır karpuzunun
nesli dejenere olmuş,eski lezzet ve iriliğini yitirmiştir. Arandığında
bırakın 30 – 35 kg’lık Diyarbakır karpuzunu 25 kg’lığı bile bulunamaz
olmuştur. Ve bunun Diyarbakır ekonomisine büyük zararı dokunmuştur. İlk
kez 1968 yılında düzenlenen karpuz festivali ile bu konuya el
atılmış,üretici teşvik edilmek istenmiş ancak bu iş 1982 yılına kadar
düzenli olarak yapılamamıştır. 1982 yılında konuya tekrar el atılmış
1985 yılına kadar bu festivaller düzenli olarak tekrarlanmış ve en iri
Diyarbakır karpuzu yetiştiren üreticiler ödüllendirilmiştir. Bu
sayededir ki bu gün 40 – 50 kg’lık Diyarbakır karpuzu bulmak artık
mümkün olabilmektedir. (Tekin,1987). Bunlar üreticiyi teşvik etmek
amacıyla yapılan işlerdir. Ancak halen konuya bilimsel olarak yaklaşılıp
da bu konuda bir bilimsel araştırma yapılmamıştır.
Eskiden Anadolu insanı okuma yazma bilmezdi. Ama karnını
doyuran,geçim kaynağı olarak saydığı herşey öyle güzel sahip çıkmış ve
onu yaşatmak,kendisinden sonra gelen nesillerine aktarabilmek için
kendince elinden geleni yapmıştır.
Böylesine değer verdiği şeyleri yazamıyor çizemiyorsa da sözlü sanatı
olan manilerinde,türkülerinde işlemiş böylece bunları ölümsüz kılmıştır.
Anadolu insanı bu vefalılığını Diyarbakır karpuzu için de göstermiştir.
Şu manilerde olduğu gibi:
Diyarbakır karpuzu
Ata vurdum mahmuzu
Anası ceyiz ister
Gel de satma öküzü
Bir hanım gördüm
Entarisi al
Çarşafı yeşil
Kopcası siyah
Erkek isen bil
Karpuzun irisine
Uruldum birisine
Analar kız verdiler
Yiğidin birisine
Karpuzlar biter oldu
Bostanı tutar oldu
Gel artık ey sevgilim
Ayrılık yeter oldu
Bu gibi manilerin daha bir çoğunu sıralamak mümkün. Ama gönül
ister ki böylesine güzel ve ekonomik değeri olan bir ürünümüz yalnızca
manilerde kalmasın. Bu nedenledir ki konuya el atma ihtiyacı duyduk.
Günümüze yaşlılar hariç,bizler gibi yeni nesil hiçbir Diyarbakırlı
bilmez ki Diyarbakır’da menekşe tarlalarının olduğunu,bunlardan menekşe
rakısı yapıldığını,ya da rengarenk gül karanfil bahçelerinin olduğunu ve
bunlardan gül rakısı,gül yağı üretilip,bir zamanlar Diyarbakır’da
karanfil çayından başka çayın içilmediğini veya bir zamanlar en güzel
aromalı şeftalinin Diyarbakır şeftalisi olduğunu ve büyük seyyahımız
Evliya Çelibi’nin Seyahatnamesinde bahsettiği Dicle nehri kenarındaki
fesleğen bahçelerini. Bunları öğrenince insanın oturup düşünmemesi ve
düşündükçe üzülmemesi mümkün değil. Eğer bizler bir şeyler yapmasak
bizden sonraki nesiller Diyarbakır karpuzunu birkaçını kaybetmeye
muaffak olduğumuz manilerden öğrenecekler. (Anonim 5,Anonim 6,Sevük,1967).
Bırakın ülkemizi dünyanın hiçbir yerinde Diyarbakır karpuzunun
bir benzeri yetiştirilememektedir. Hatta Amerikalılar ülkelerinde
Diyarbakır iklim ve toprak koşullarına uygun bir yer bulmuştur ve
yetiştirmek gayesi ile Diyarbakır karpuzunun tohumundan götürmüşlerdir.
Ancak beklenen sonucu elde edemedikleri için bu işten vazgeçmişlerdir. (Sevük,1972).
Diyarbakır halk hekimliğinde da karpuzun ayrı bir yeri vardır.
Yörede karpuzun idrar söktürücü ve böbrek taşlarını düşürücü etkisinin
olduğuna inanılmaktadır. Şu manide olduğu gibi:
|
|
Kavun ye bilege bak
Üzüm ye renge bak
Karpuz ye işegen bak (Anonim 7)
|
|
Ayrıca karpuzun hazmı çok kolaylaştırdığı da bilinmektedir. Bu konuda
anlatılmakta olan bir efsane vardır ve efsane şöyledir.
Lokman hekim bütün dertlerin dermanını bilen bir hekimdir.
Günün birinde ölümsüzlüğün dermanını bulmak için yollara düşer. Kırları
dolaşa dolaşa,diyar diyar gezenken yolu Diyarbakır’a düşer. Urfa
kapısından içeri girer ve zerzevatçılar meydanına gelir. Orada gözü
uzun,iri patlıcanlara takılır. (Bu patlıcanlar yöreye ait olan ve
günümüzdeki Şeyhkent patlıcan çeşitidir. Güneydoğu Anadolu tarımsal
Araştırma Enstitüsü bu konuya da el atmış ve Şeyhkent Patlıcan Islah
projesi adı altında bu konuya yönelik ıslah çalışmaları
yürütülmektedir.) ve “hayret demiş” bu patlıcanları yiyorlar da bu halk
nasıl hasta olmuyor: Biraz daha yürüyüp de üst üste yığılı koca koca
karpuzları görünce “ha yemekten sonra bu karpuzlardan bol bol yiyorlar
hastalanmayışlarının sebebi bu” demiş (Beysanoğlu,1972).
Diyarbakırlılar,karpuz yetiştiricililiğinde kullandıkları
güvercin gübresi ihtiyaçlarını karşılamak için güvercin
yetiştirmektedirler. Yörede güvercine “bora”,güvercin yetiştirilen
yerlere ise “borahane” adı verilmektedir. Borahaneler bir kuş beslemek
için oldukça büyük ve bazen da çok katlı binalardır. Kerpiçten
olmalarına rağmen sağlam yapılan borahanelerin iç bölümlerine
“lüle”denmektedir.
Yapılarda güvercinlerin girip – çıkması için yuvarlak delikler
açılmıştır. Her lülenin içinde güvercinlerin tünemesi için basamaklar
vardır. (Sevük,1972). Ancak günümüzde bu borahanelerin bakımları
yeterince yapılmamakta olup birçoğu yıkılmaya yüz tutmuştur.
Diyarbakır’da karpuz ekilen yerlere “bostan” adı verilir.
Karpuzun hasat zamanında Dicle nehri kenarında bulunan bu bostanlarda
şenlikler düzenlenip türküler – maniler söylenirmiş. Davul,Zurna,Darbuka
ve kemanlar çalar halk eğlenirmiş. İlk hasat edilen karpuz ortadan ikiye
kesilir,içi çıkarıldıktan sonra boş kalan kısma kül konup üstüne gazyağı
döktükten sonra ateşlenip nehire bırakılırmış. Bu işe nehir kenarındaki
en yüksek köyden başlayıp aşağıya inene kadar her bostancı böyle yanan
karpuzlar bıraktığından nehirin üstü alev alev yanar görünürmüş. Bu
ortam gece eğlencelerine ayrı bir renk verdiğinden halk coşar çayda çıra
oynarmış (Anonim 6). Günümüzde bu şenliklerin hiçbiri yapılmamaktadır.
2 – DİYARBAKIR
KARPUZUNUN YETİŞTİRME TEKNİĞİ
Karpuzlarda irilik vasfı başta çeşit karakteri olmak üzere
kısmen de yetiştirme ve bakım şartlarına bağlıdır (Bayraktar,1981).
Diyarbakır karpuzunun yetiştirme tekniği alışılagelmiş karpuz
yetiştiriciliğinden farklıdır. İri Diyarbakır karpuzları daha önce de
belirttiğimiz gibi Dicle nehrinin çekilmesinden sonra kalan kumlu –
çakıllı nehir yatağında açılan ve adına “kuyu” denilen yerlerde
yetiştirilmektedir. Ancak şunu da vurgulamak gerekir ki Diyarbakır’da
karpuz ziraatı yalnızca bu şekilde yapılmamaktadır. Diyarbakır’da karpuz
ziraatı üç şekilde yapılmaktadır.
1 – Köylerde Pınar Karpuz ve Kavunculuğu: Dere ve pınar
sularından faydalanılarak yapılan karpuz ve kavun ziraatıne denir.
2 – Kuru Ziraatte Karpuz ve Kavun Ekimi: Bu tarz ekimle
elde edilen karpuz ve kavuna “Beji” denir. Köylülerin sırı kendi
ihtiyaçları için ektikleri bu karpuz ve kavunların verimleri ve ekonomik
önemi azdır.
3 – Çay Karpuz ve Kavunculuğu: Dicle kenarında yapılan
karpuz ve kavun ekimine denir. Diyarbakır’ın ünlü iri karpuzları bu
yetiştirme şekliyle yetiştirilir (Baysanoğlu.1962).
2. 1 – Kuyuların Hazırlanması:
Kuyuların açılması için bahar aylarının sonuna kadar Dicle
nehrinin çekilmesi beklenir. Nehir yetirince çekildikten sonra
genellikle 15 –30 Nisan tarihleri arasında kuyu açmak üzere Dicle
kenarına inilir. Günümüzde birim alandan kazanmak amaçlanmış olmalı ki
kuyuların boyutları küçültülmüştür. Kuyular,kuyu uzunluğu 150 cm kuyu
genişliği ve derinliği 40 cm. olacak şekilde hazırlanmaktadır. İki kuyu
arası da 50 cm. iki kuyu sırası arasında ise 2 m. mesafe
bırakılmaktadır. Kuyuların derinliği her ne kadar 40 – 60 cm. arasında
değişiyorsa da derinlikte amaç su seviyesine ulaşmaktır.
2. 2 – Karpuz Fidelerinin
Hazırlanması:
Fideler iki şekilde hazırlanmaktadır.
2.2. 1 – Tüplü – Fide Yetiştiriciliği:
Tüplere konacak harç milli kum ve elenmiş koyun gübresinden
hazırlanmaktadır. 10x13 cm. boyutlarındaki her bir tüpe 3 – 4 karpuz
tohumu konmaktadır. Karpuz fideleri ikişer yapraklı olunca topraklı
olarak kuyular da hazırlanmış olan yerlerine dikilmektedir.
2.2. 2 – Harmanda Fide Yetiştiriciliği:
Dicle kenarında suya çok yakın olan milli kumlu bir yerde karpuz fidesi
yetiştirmek için yer hazırlanıyor ki buraya harman deniyor. Burada
yetiştirilen fideler üç yapraklı iken buradan alınıyor,kök bölgesindeki
milli kum yıkandıktan sonra kuyuda hazırlanmış bulunan yere dikiliyor.
2. 3 – Kuyularda Fide Yatağının Hazırlanması ve Fidelerin Dikimi:
Açılan kuyuların her iki başında fide dikimi için küçük
yastıklar hazırlanmaktadır. Tüplerden çıkarılan ya da harmandan
getirilen fideler bu yastıklara dikilir. Dikim,direk kuma fidelerin
kökleri su ile temas edecek şekilde yapılmaktadır. Fideler herbir kuyuda
dörder fide bulunacak şekilde kuyuların sağ ve sol başlarına ikişer tane
dikilmektedir (Anonim 2,Anonim 4,Anonim 5,).
2. 4 – Gübreleme:
2.4. 1 – Gübrenin Hazırlanması:
Karpuzlara verilecek koyun gübresi ve güvercin gübresi kum ile
karıştırılıp harç haline getirilerek verilmektedir. Yörede genel
uygulama olarak bu karışım şöyle hazırlanmaktadır: Kuyu başına; 6 – 8
kg. güvercin gübresi, 20 – 25’şer kg. koyun gübresi ve kum. Yaptığımız
inceleme gezilerinde görüştüğümüz tüm üreticilerin tecrübelerine göre
güvercin gübresi ne kadar çok verilirse karpuzlar o oranda lezzetli
olmaktadır. Ancak bu maliyeti artıran en büyük unsur olduğundan günümüze
üreticiler bu miktarı artıramadıkları gibi bir çoğu kuyu başına 6 kg.
nın da altında güvercin gübresi vermektedir.
2.4. 2 – Gübrenin Veriliş Şekli:
İlk gübreleme fide dikiminden iki gün sonra yapılmaktadır. Bu ilk
gübrelemede herbir kuyu başına hazırlanan harçtan yaklaşık ikişer
kilogram gübre verilmektedir. Gübre su ile kökün temas ettiği bölgeye
konuyor. Böylece suda çözünen organik maddeden bitki daha çabuk
yararlanmış olmaktadır. Bu ilk verilen gübreye “avuç” adı verilmektedir.
Birinci gübrelemeden 10 gün sonra ikinci gübreleme yapılıyor.
Bu 10 gün süresince kuyu içinde bulunup da kök ile temas halinde olan su
çekilmiştir. Suya ulaşıncaya kadar tekrar kazım yapılıyor. Ve çıkarılan
kumlar bitkinin kök bölgesindeki daha önce verilmiş olan gübrenin
üzerine konuyor. Bu kazım esnasında suya ulaşmış halde bulunan karpuz
kökleri de açığa çıkarılmış oluyor. ikinci verilen gübre bu köklerin
üzerine konuyor. Yani kökün sürekli olarak su ve gübre ile temas halinde
olması sağlanmaktadır. Tabanda bulunan su ne kadar çekilirse kökler de
beraberinde o kadar derine inmektedir.
İkinci gübrelemede pratik olarak onaltı kilogramlık tenekelerle
herbir kuyu başına birer teneke gübre verilmektedir. Bu gübrelemede de
daha önce hazırlanmış bulunan harç kullanılmaktadır. Bu gübrelemeye “ilk
taam” adı verilmektedir.
Üçüncü gübrelemenin zamanı bitkinin gelişimine bakılarak tayin
edilmektedir. Eğer bitki çabuk gelişip kendini toparlamışsa ikinci
gübrelemede 12 – 15 gün sonra üçüncü gübreleme yapılmaktadır. Eğer
bitkilerin gelişimi iyi değilse gelişimlerini tamamlamaları beklenerek
üçüncü gübre ikinci gübrelemeden 20 – 25 gün sonra verilmektedir. Yörede
çiftçiler tarafından bu istenmeyen bir durumdur. Çünkü bu şartlarda
hasatta da en az bir 10 günlük gecikme söz konusudur ki bu da üreticinin
zararına olmaktadır.
Üçüncü gübrelemede önce de ikinci gübreleme de olduğu gibi
tekrar taban suyuna ulaşılmaktadır. Üçüncü gübreleme esnasında yalnızca
kuyunun ortası boş kalmıştır ve artık kökler karşılıklı olarak burada
buluştuklarından gübre ayrı ayrı kuyu başlarına değil kuyunun tam
ortasına konmaktadır. Üçüncü gübrelemede önceki teneke hesabıyla bir
teneke gübre, kuyunun ortasında su ile köklerin temas ettiği yere
konmaktadır. Bu gübrelemeye “son taçim” adı verilmektedir. Böylece
gübreleme işlemi tamamlanmış olmaktadır. Üçüncü gübrelemeden 2 – 3 gün
sonra ilk kuyu kazımında çıkarılan kum ile kuyuların üzeri
kapatılmaktadır. (Anonim 3 Anonim 4 Anonim 5).
3 – Bakım İşleri:
Gübreleme işi tamamlandıktan sonra gönümüzde önemli bir bakım
işlemi uygulanmaktadır. Bir bitkiden çok sayıda meyve almak birim
alandan elde edilen ürün miktarını artıracağı düşünülerek eskiden
uygulanan seyretme işlemi bu gün uygulanmıyor. Çeşittin eski iriliğini
kaybetmesinde bunun olumsuz etkisi olmuştur. Gübrelemeden sonra
uygulanan en önemli bakım hastalık ve zararlılarla mücadele olmaktadır.
Yörede üreticiyi en çok üzen hastalık etmenleri fusarim,
mycoplazma; zararlılar ise aphid (yörede “gezo” adı ile
bilinmektedir, ve kırmızı örümcektir,hastalık etmenlerine karşı önlem
amacıyla tohum ilaçlaması yapılmamaktadır. Oysa ekimden önce tohumlar 50
– 55 cº’ lik suda birkaç dakika bekletilseler üzerlerindeki zararlı
organizmalar etkisiz hale getirilebilir (Bayraktar,1981).
4 – Hasat İşlemi:
Diyarbakır karpuzu eylül ayının ilk haftasından sonra hasat
edilerek satışa çıkarılmaktadır.
5 –
Yetiştirilen Karpuz çeşitleri ve Özellikleri:
İrilikleri itibariyle dünyaca meşhur olan Diyarbakır karpuzları
yuvarlak – beyzi alacalı karpuzlar sınıfına girmektedir. Bunlar arasında
özellikle sürme,pembe ve ferik adları ile tanınan çeşitler yaygın olarak
yetiştirilmektedir. (Bayraktar1981).
1 – Sürme Çeşidi:
Diyarbakır karpuzları arasında en iri olan çeşittir. Kabuk
renkleri,koyu yeşil üzerinde uzunlamasına geniş dilimler halinde
çizgilidir. Kırmızı renkte olan eti oldukça tatlıdır. Fakat bilhassa
biraz fazla olgunluk halinde tamamen lifli bir hal almaktadır. Kabuğu
kalın ve dayanıklı olduğundan hem nakliyat hemde uzun süreli muhafazaya
oldukça elverişlidir. Tipik yetiştirme usulü ile yetiştirildiğinde 50 –
60 kilo hatta 75 kilo kadar iri meyveler elde edilebilmektedir. Bütün
meyve olarak yenmesi hemen hemen imkansız olduğundan çoğunlukla dilimler
halinde satılmaktadır. Çekirdekleri yörede yetiştirilen diğer yerli
çeşitlere nazaran iri ve siyahtır. Sürme çeşidi “Sürme hırsızı” adıyla
da anılmaktadır.
2 – Pembe Çeşidi:
Kabuğu parlak yeşil üzerine koyu yeşil renkli çizgilerle uzunlamasına
çizgilidir. Kabuğu 1.5 cm. kadar kalındır. Eti pembeye yakın açık
kırmızı renktedir. Bundan dolayı pembe karpuz adını almıştır. Eti
hafifçe lifli olmasına rağmen oldukça tatlıdır. Çekirdekleri küçük ve
siyah renktedir. Meyvelerde ortalama ağırlık 23 – 30 kilo arasındadır.
3 – Ferik Çeşidi:
Şekil ve kabuk özellikleri itibari ile sürme çeşidine benzer. Fakat
meyveleri daha küçüktür. Ortalama meyve iriliği 8 – 15 kg arasındadır.
Eti daha kırmızı renklidir. Çekirdekleri siyah bazende sarı olabilir.
4 – Siyah (Kara Kış) Karpuz:
Ağırlığı 5 – 20 kg arasındadır. Çekirdeği siyahtır. Yörede “siyah kışlık
karpuz” adıyla anılmaktadır. Hasattan sonra kış aylarında bahara kadar
adi depo şartlarında muhafaza edilmektedir. İnceleme gezime esnasında
çiftçilerden tohumunu istediğimizde bu çeşidin artık
yetiştirilmediğinden dolayı tohumunu bulamayacağımızı öğrendik. Bu durum
beyaz kabuklu kışlık karpuz için de geçerlidir. Bu sonuç da gösteriyor
ki korunmaya alınmadığında ıslah materyali olabilecek bir çok çeşidimiz
kaybolmaya mahkumdur.
5 – Beyaz (Beyaz kış) Karpuz:
Kara karpuz gibi bu çeşit de kış ayları sonuna kadar saklanabilmektedir.
Kabuk rengi hariç tüm özellikleri “kara kış karpuzu” gibidir (Anonim 3,4
Bayraktar 1981,Tekin 1987).
Diyarbakır Karpuzunun Yoğun Olarak Yetiştirildiği Köyler:
Diyarbakır karpuzu,merkeze bağlı olan ve Dicle nehri kıyısında
bulunan şu köylerde yoğun olarak yetiştirilmektedir.
1 – Sivritepe (Şeyhelan) Köyü
2 – Erimli (Sımakı) Köyü
3 – Tekkaynak (Yuvacık) Köyü
4 – Feri Köyü
5 – Tepe Köyü (Anonim 6)
|